Bazenler

Hapishanede Bir Ruh

İnsanın yaşadığı ülkedir bazen hapishane,
bazen evi,
bazen bedeni,
bazen dostları,
bazen anıları,
bazen umutları,
bazen korkuları,
bazen sevinçleri,

Tercihler yaparsın!

Kaybetmeyi göze aldıklarını bırakır, kaybedemediklerinin duvar ördüğü bir hapishane yaşamını sürersin,

Ruhunun kanatlarını kırıp, uçamadığı her gün için ayıplar, bedenini de bir hapishane yaparsın.

Çökmüşlükler

Bir AMA daha ekledim, Zaten pek de mutlu sayılmayan ruhuma…

Soğuktu hava,
Aslında soğuk olduğunu biliyordum da,
Üşümek istemişti ruhum, belki çare olursa diye,
Ateşler içindeki yangınına

O da çare olmamış,
Zaten pek de mutlu sayılmayan ruhuma,
Ve daha da zor gelmişti bu coğrafya-bu beden-

“Gözlerin ateşler saçıyor,
Kelimelerin ise hüzün,
Baktığın yerlerde bizden farklı şeyler gördüğün kesin”

diye başlayan, biraz mutsuzluk biraz da umut barındıran bir cümle kurmuştu kadın -AMA demeden önce,

Bolca kilometre taşı barındıran tarihçeme bir AMA daha eklenmişti, tam da o anda,

Yaş 42, AMA ‘ların sayısı ise belirsiz bir hal almıştı,

Ne yeni başlangıçlara çare bir ruh,
Ne de “bitti” diyecek bir bedene sahipken,

Otobanda karşıdan karşıya geçmeye çalışan,
hızını tam da kestirmediği araçlara bakan ama çok da önemsemeden yolun ortasına atlayan,
Belki çok ufak milimlerle kurtulmuş bir şekilde otobanın yarısına geçen bir çocuk olursun…

Diğer yol ilki kadar seyrek araçlara sahne olmaz o otobanda,
Aslında bu sefer hızlarını daha fazla önemsersin araçların,
Ama kendini her yola atmak istediğinde bir araba gelir de kendini geri çekersin ya,

İşte tam da o anda, ne geri dönmenin faydası vardır,
ne de karşıya geçebilmenin yolu,

İşte böyle bir yaşta, 42’de, bir AMA daha ekledim,
Zaten pek de mutlu sayılmayan ruhuma…

Umutlar

Laleler Açmış Bir Yaz Ortası

Laleler açmış bir yaz ortasındayım, havanın sıcaklığı dahi içim kadar değil
Ellerim hazır, ilk dokunuşların büyüsüne kapılmaya, dili olsa ne zaman diye haykıracak dünyaya
Yeni bir sayfa değil bu açılan hayatımda, yeni bir hayat açılıyor
Limana yaklaşmakta olan gemi aslında seni getirmiyor, bizi götürecek hiç kimsenin ulaşamadığı okyonuslara
Aslında rüyalarımda defalarca yaşadım, ama hiç hayal edemezdim bu kadar büyük bir mutluluk olacağını…

Farkındalıklar

2017 Biterken, 2018’e Hoş Geldin Derken…

2017 biterken;

Bu yıl kaç kişinin hayatına dokundun?
Karşılıksız emek gösterdiklerin az mı çok mu?
Ne kadar gülümsedin?
Ne kadar hayal ettin?
Kaç sabah mutlu uyandın?
Kaç kitap okudun?
Kaç yeni yer keşfettin?
Kaç sabah gündoğumunu izledin?
Kaç akşam üzeri deniz kıyısında el ele yürüdün?
Kaç kere derin bir nefes çekip, şükrettin?
Kaç kere teşekkür ettin?
Kaç kere özür diledin?
Kaç kere yaşadın bu hayatı?

Çökmüşlükler

Bugün de iyi bir insan olamadık!

Bugün de iyi bir insan olamadık,
Ne kadar günah varsa koyduk kefemize
Ruhumuza iyi gelecek ne varsa kafamızı diğer tarafa çevirdik
Bedenimizi doyurduk bugünde

Ruhumuz o kadar aç ki, bedenden umudu kesmiş gibi
Farklı rotaları gözlüyor
Bir umut ya yaşamak
Belki yarın iyi bir insan olur muyuz?

Farkındalıklar

Hayallerim, gerçeğimdi… Gerçeğimse azaltmaya çalıştığım bir yüktü sırtımda.

Hayalleri, sahip olduklarıma tercih ettiğim bir yaşama sahibim
İş, eş, ünvan, para, tatil, ev, araba ve daha nice sayamadıklarım
Hiçbiri hayallerim kadar mutlu etmedi
Hayallerimdeki mükemmelliğe ulaşamadılar

Aslında ulaşamayan onlar da değildi
Ben hayallerime ulaştıkça, hayallerimin ötesini gördüm
Issız dağlar içerisinden geçen, uzun yolların izini süren bir trende geçtiğim köyleri güzel hayallerle izler gibiydim;
Köyün kahvesinde oturdum, yaşlılarıyla çay içtim
en organiğinden yaptım kahvaltımı
pazartesiyi yatarak geçirdim, kimse kalk işe git demedi
0,75 TL çaya verdiğim bir yerde büyük paralar kazanmanın ne anlamı vardı ki?
Çay varsa sorun yoktu bizim hayatımızda…
Toprakla uğraştım biraz,
Köy düğününde oynadım
Hayallerimde….

Ama hiçbir zaman yaşamadım oralarda,
İkinci bir Pazartesi’de işimi özleyecek duruma gelmedim
Yaşlıların sıkıcı olduğunu hissetmedim,

Yaşamak bu ya, sahip oldukların ilk heyecanı vermiyor bir daha,
başlıyor o zaman üzerine yüklenmeye…
Hiçbir hayalimi sırtıma yük yapmadım,
Hayallerimi sevdim, bazılarını gerçeklemedim,
Heyecanını yitirecek bir gerçektense beni ateşleyen bir hayal olarak bıraktım hep

Ben en büyük aşkları hayallerimde bıraktım
Beni hiç tanımayan insanlarla Paris’i gezdim
Barcelona’nın sokaklarında el el dolaştım
Onlar bilmez! Ben elime aldığım gitarımla kaç kez aşk şarkıları söyledim onlara..

Hiç kimsenin sahip olamayacağı arkadaşlarım oldu benim
Bazen bir kitaptı aracılık eden sohbetimize
Bazen de bir rüya…

Hayallerim, gerçeğimdi… Gerçeğimse azaltmaya çalıştığım bir yüktü sırtımda.

İç Sesler

Üzerime düşen yağmur değil, yüreğime Sonbahar yağıyor

Henüz Eylül’ü kabullenememişken, Ekim olmuş takvimler,
Sonbahar’ın griliği sarıyor ruhumu
Gittikçe kahverengileşen her yeşil yaprak ölümü hatırlatıyor
Üzerime düşen yağmur değil, yüreğime Sonbahar yağıyor

Ve ben yine!
Oysa ki hiç de bulunmamışken Ege –bu aylarda,

sanki hep,
tam da bu aylarda,
Ege’de
küçük bir sahil köyünde
yaşıyormuş gibi hissediyorum.

Kıyıdaki,
ucu yılların yüküne boyun eğmiş,
denizle bütünleşip,
suyun altında kalmış
o küçük iskeleye bağladığım tekneme atlıyorum

Hava sanki bir Yaz sabahı gibi aydınlık,
başımı çevirsem, sabahın ilk saatlerini suya atlayarak kutlayan insanları görebileceğim gibi
Gökyüzünü her an rengarenk paraşütler sarabilir

Ben iyice açılmışken sahilden,
Hiç birisi olmayacak bilsem de,
İçimde sanki bir Yaz heyecanı varmışçasına uzaklaşıyorum sahilden

Denizin ortasında buluyorum kendimi,
Balıklarla sohbet ediyor,
Işıltısıyla suya parıltı katan denizkızını selamlıyorum

Bazen bir Yunus geliyor buluşmalarımıza,
bazen en sadık dostlarım kefaller ile geçiyor günümüz,

Deniz evimdir benim,
Yaz ise nefesim.

İşte tam da gri bir Ekim günü
İstanbul’un denize uzak bir kesiminde,
Evsiz ve zor nefes alır şekilde yaşamaya tutunurken

Hayallerim bazen üzerimde baraka,
bazense yetmediği zamanlarda nefes bana