Browsing Category

İç Sesler

İç Sesler

Üzerime düşen yağmur değil, yüreğime Sonbahar yağıyor

Henüz Eylül’ü kabullenememişken, Ekim olmuş takvimler,
Sonbahar’ın griliği sarıyor ruhumu
Gittikçe kahverengileşen her yeşil yaprak ölümü hatırlatıyor
Üzerime düşen yağmur değil, yüreğime Sonbahar yağıyor

Ve ben yine!
Oysa ki hiç de bulunmamışken Ege –bu aylarda,

sanki hep,
tam da bu aylarda,
Ege’de
küçük bir sahil köyünde
yaşıyormuş gibi hissediyorum.

Kıyıdaki,
ucu yılların yüküne boyun eğmiş,
denizle bütünleşip,
suyun altında kalmış
o küçük iskeleye bağladığım tekneme atlıyorum

Hava sanki bir Yaz sabahı gibi aydınlık,
başımı çevirsem, sabahın ilk saatlerini suya atlayarak kutlayan insanları görebileceğim gibi
Gökyüzünü her an rengarenk paraşütler sarabilir

Ben iyice açılmışken sahilden,
Hiç birisi olmayacak bilsem de,
İçimde sanki bir Yaz heyecanı varmışçasına uzaklaşıyorum sahilden

Denizin ortasında buluyorum kendimi,
Balıklarla sohbet ediyor,
Işıltısıyla suya parıltı katan denizkızını selamlıyorum

Bazen bir Yunus geliyor buluşmalarımıza,
bazen en sadık dostlarım kefaller ile geçiyor günümüz,

Deniz evimdir benim,
Yaz ise nefesim.

İşte tam da gri bir Ekim günü
İstanbul’un denize uzak bir kesiminde,
Evsiz ve zor nefes alır şekilde yaşamaya tutunurken

Hayallerim bazen üzerimde baraka,
bazense yetmediği zamanlarda nefes bana

İç Sesler

Ol!

İçinden geldiği gibi yaşamanı aşırılık görüyorlar,
sen kendini anormal hissediyorsun?

Bir düşün;
herkes içinden geldiği gibi yaşasaydı,
dünya nasıl bir yer olurdu?
İnsanlar nasıl kontrol edilebilirdi?
Zarar görmez miydin kendini bilmezlerden?

Bir an olsun tüm bunları unut;
iyi insanlar içinden geldiği gibi yaşadıkça dünya güzelleşecek,
kurallar kötüler için koyulur ama iyiler uyar,
sen uyma!
İçinen geldiğince yaşa,
Özgür ol,
Aşırı ol,
Mutlu ol,
Ne istiyorsan onu ol!

İç Sesler

Sen herşeysin Beşiktaş! Seviyorum seni…

Yollarını eskittim,
her sokağına girdim,
her kaldırım taşından geçtim mutlaka
anılarımı gömdüm köşelerine
dostlarımı kazandım,
aşklarımı yitirdim sende,
nargilemin her dumanında biraz kirletsem de havanı
güneşin hiç örtülmedi
kolkola gezdik bazen sokaklarında
bazen de omuz omuza tezahuratlarla
sahilinde sabahladığım da oldu
aynı köşede sabahtan akşamı yaptığım da
şampiyonluğu da kutladım çarşında,
aşkımı da yaşadım
doğduğum günü de kutladım
uykumdan aldım
sokaklarına verdim
sende yürümeye başlamadım ama
senle büyüdüm
senle yaşlanıyorum
çoktur beslediğim martılarını simitle
çoktur sokağında yediğim sucuk ekmekler
dünya nasıl bir yer bilemem ama
sen iyisin,
sen benim ruhumun şekil bulmuş halisin
sen benim kalbim,
ruhum,
düşüncem,
hayallerim,
umutlarım
geçmişim
herşeyimsin Beşiktaş!
Sokağınla,
caddelerinle,
köşelerinle,
boğazınla,
martılarınla,
nargile dumanlarınla,
şampiyonluklarınla,
metin ali feyyazınla
süleyman sebanla,
pascal noumanla..
Ne bir semt?
Ne bir futbol takımı?
Ne bir spor kulübü?
Sen herşeysin Beşiktaş!
Seviyorum seni…

İç Sesler

Rüyalar

Gerçekleşmesi mümkün olmayan zamanlarda rüyalarda buluşurduk seninle,

Belki de hiç gelmeyecek olmandandı, rüyalarıma bu kadar sık gelişin…

İç Sesler

Burnumda ölümvari bir havanın kokusu

Ölümden bu kadar korktuğu için mi sevmez insan geceleri?
Yoksa yalnızlığını yüzüne vurduğu için mi?

Gündüzün ışıkları altında kendini yalancı kalabalıklara atar insan,
Yalnızlığını örtmek için,

Gecenin karanlığında,
odanın tam da ortasında,
yere çömelmişken,
kendinle baş başa,
dışarıda yağmur da yoksa eğer,
ya da bir ses,
işte o zaman yalnız olmak mıdır acıtan?
yoksa ölümvari bir havanın kokusunu almak mı?

İnsan kendini sever mi?
Yoksa sevmek zorunda mı hisseder?

Kendini seviyorsa eğer,
neden baş başa kalmaktan kaçınır durur kendinden?

Bir başka ses, neden bu kadar rahatlatır içini -insanın?

Yaşla bir ilgisi olabilir mi tüm bunların?
İnsan yaş aldıkça,
ölümün kokusu daha da belirginleştikçe,
geceler daha mı yakın gelir?
Yoksa gündüzleri de burna gelen ölüm kokusu, günün ışıltısını mı örter?

 

İç Sesler

Kendine yabancıyım ben

Kendine yabancıyım ben,
Hangimiz değiliz ki?
Halen günlerimizi mutsuz geçiriyorsak,
Bizi mutlu edecek çareleri ararken, kaybolmuşsak,
Aslında kendiyle yaşarken insan,
Belki de en uzak biziz kendimize!

Aslına bakarsanız tanıdığım yönlerim de yok değil,
Ama bu yönlerimi bilmem bana iyi gelmiyor ki!
Ah bu şarkıların gözü kör olsun derken boşa mı söylemiş şair?
“Ah bu şarkıları” defalarca üst üste başkası mı dinletiyor bize?

Kendimi hiç tanımamalıyım belki de,
Tanırsam sadece acı ekliyorum benliğime
Diken basıyorum yaralarıma…

Kendime yabancılığımı hissettirmeyecek,
Aramızı yapacak,
Beni bana sevdirecek biri lazım bana,
O zaman belki o şarkıların yerini gül kokuları alır,
Mutlu bir ilkbahar akşamı hayal ederim belki de,

Belkilerin içine bu kadar gömülmüşken,
Belki de bir tek sen çare olabilirsin iç seslerime….

İç Sesler

Kendimle çelişiyorum çoğu zaman

Kendimle çelişiyorum çoğu zaman,
Aslına bakarsan bu iyi bir şey,
Kendimle konuşabiliyorum, tartışabiliyorum, yüzleşebiliyorum,
Aynanın karşısına geçip, kendine bir merhaba diyemeyen o kadar çok insan var ki…
O yüzden kendimle çelişmem mutlu ediyor beni

Konumuza gelecek olursak kim haklı? Ben mi iç sesim mi?
Bunu bilemedim hiçbir zaman, cevabı gelecek zamandaydı tüm çelişkilerimin,
Ve o zaman hemfikir oluyordu ikisi de,
Ta ki cevabı gelecekte olan bir başka çelişki düşene kadar aklıma…

İç Sesler

Yine bir çelişki aklımda…

Ya ben buysam , beni mutsuz eden şeyler benim bir parçamsa

Onlar gittiğinde tüm benliğimi yitireceksem

Belki de onlar gidecek ve gerçekten ben olacaksam

Yine bir çelişki aklımda…

Denemesi bedava, kazancı kayıp bir hayat olabilir

Ya doğru cevaplar mutsuzluk pınarlarına gömülüyse

Bilemezsin, hiçbir zaman

Şıklardan birini seçer, yaşanmak üzere olan hayatı beklersin, iyi ya da kötü!