All Posts By

bazensusuyorum

İç Sesler

İyi Hissetmek İçin Negatiflik Arayan ve Yaratan İnsan

İnsan içerisinde birçok karmaşa, boşluk, belirsizlik ve tatminsizlik barındıran bir varlık.

Güzel devam eden süreçler insanda bu tatminsizlik ve boşluk hissini ortaya çıkarıyor, bir şeyleri başarmış olmak anlamına gelen mutluluk hissi, insanı bir sonraki challenge’ı aramaya zorluyor. Bu da güzel giden süreci bozmaya…

Tüm bu sebeplerden ola ki insan kendini negatiflik içerisinde daha iyi hissediyor. Ne kadar ironik değil mi? Negatiflik içerisinde iyi hissetmek.

Çünkü negatifliklerin içerisinde kendi iç boşluklarımızı ve tatminsizliklerimizi örtmeye yarayacak bir çok enstrümana sahibiz. Kadere şikayet edebiliriz, gidip bir meyhanede olmamışlara içeriz – bir düşünün hangi masada iyi şeylere içiliyor, varsa yoksa olmayanlar – neyse konumuza dönelim, yolumuzu bozanları şikayet edebiliriz, önümüze engel koyanları çekiştirebiliriz.

Velhasılkelam tüm bunlar içimizdeki boşlukların ve belirsizliklerin belirli kişiler ya da durumlara suç atılarak az da olsa kapatılmasını ve tatmin duymamızı sağlar.

İşte bu sebeptendir ki bu corona günlerinde aslında hep şikayet edilen ofis, trafik, toplantılar, yoğunluk karmaşasını bir kenara bırakıp, evde-kendiyle-keyifli sabah kahvaltılarıyla yaşayan insanlık, derin bir tatminsizlik duyuyor, boşluk hissediyor. Çünkü suçu atabileceği durum ve insanlardan yoksun. Kendiyle de yüzleşemeyen insan bu boşluk ve tatminsizliğin ortasında delirme noktasına kadar geliyor…

Bugüne kadar 2 gün üst üste evde durmayan, oldukça aktif bir insan olarak ben, bu 2 ayın üzerine 6 ay daha olsa evden çıkmadan dururum. Evimde güzel eşim ve kızım, kitaplarım, keyifli kahvaltılarım, hayallerim, planlarım, bugünkü koşturmacalarımla son derece mutluyum.

İçimde tatminsizlik ya da boşluk oluşturan durumlarla yüzleşmelerimi yıllar önce vermiş olmanın rahatlığıyla günlerimi geçiriyorum.

Ama görüyorum ki çevremde birçok insan henüz kendiyle yüzyüze gelebilmiş değil. Kolay değil tabi ki bu cesareti bulmak ama bugünlerin yarattığı fırsatı da göz ardı etmemek gerek elbette.

Bu nedenledir ki güzel yarınlar sizin için virüsün bitmesi değil,

  • kendinizle yüzleşip,
  • 4 duvar arasında günlerce kalsanız da,
  • kendinizle,
  • seçimlerinizle,
  • keşkelerinizle,
  • iyikilerinizle,
  • sahip olduğunuz ya da elinizden kaçan herşeyle,
  • yapması mümkün olan ya da hiçbir zaman mümkün olamayacak her şeyle bir arada huzurlu kalabilmek, sizin için güzel yarınlar olsun.

Mutluluk demiyorum dikkat çekerim, insanın yaratılış gereği tüm duygu ve hisleri yaşaması, hayatta kalmak için kaçınılmaz. Huzurlu hissetmekten bahsediyorum, en mutsuz anınızda bile huzurlu hissedebilirsiniz.

Ama kendinizle olan iç kavganızı sonlandırmadıkça en mutlu anınıda bile huzursuz hissedeceksiniz…

İç Sesler

Ben bu dünyaya yolculuk etmeye geldim

Ben bu dünyaya yolculuk etmeye geldim
Eski zamanlarda yaşamış olsaydım eğer Likya’dan geçerdi yolum
Kayaköy civarında yaşardım
Dağın ne aşağısı ne de yukarılarında ortasında bir yerde olurdu evim
Gökyüzünü de yakından izler, düzlüklere de inerdim hızlıca
Antik tiyartoda geçerdi belki günlerim
Kuşların sesleriyle arkadaşlık ederdim
Deniz olurdu ikinci evim
Gider günlerce dönmezdim oradan
Balıklarla sohbet eder, kuşların uçuşuna imrenirdik
Biri gözyüzünün, biri denizin, bense karanın, yani sonsuzluğun içerisinde kendi küçük bölgemizden çok da ayrılmazdık
Birbirimizi tanımanın verdiği sarhoşluğu yaşardık
Tahtalardan küçük bir kayık yapardım kendime
Açılırdım denizde biraz
O sonsuz maviliğin içerisinde olan bitenleri biraz daha yakından görebilmek için
Hiç görmediğim balıklarla selamlaşır, yeni arkadaşlıklar edinirdik
Güneşin en yakıcı sıcaklığı eşlik ederdi bize
Şikayet etmezdik,
Zaman kavramınca çok kısa, bize çok uzun gelen kış günlerinde çok özlerdik bu yakıcılığı
Ben bu dünyaya yolculuk etmeye geldim
Eski zamanlarda yaşamış olsaydım eğer Likya’dan geçerdi yolum

Bazenler

Kazandıkların yaptıklarına değdi mi?

Kazandıkların yaptıklarına değdi mi?

Sormak isterdim bu soruyu birçok kişiye…

Paraya, malına.. kıyamayan o kişilerin kaybettikleri zamana bu kadar duyarsız oluşlarına rağmen sormak isterdim.

Öğrenmeyi dilerdim gerçekten kazandıklarını, yaptıklarını haklı görmeye değen..

İlham Verenler

Yaşamın sonsuzluğunda dans ediyorum, şu anda…

Coşku fışkırıyorum ruhumdan
Aşklar saçıyorum kalbimden
Çocuk şarkıları söylüyorum avaz avaz
Bastonu elinden atıp, dansa kalkan bir yaşlının yaşama sevinciyim ben
Renkler parıldıyor bedenimde
Rüzgar dalgalandırıyor saçlarımı
Koşar adım çıkıyorum merdivenleri
Gülüyorum midem ağrırcasına
Sarılıyorum ufak bir çocuğun masumluğunca
En sevdiğim filmin başrolüyüm şu an
Kelebekler uçuşuyor etrafımda
Duyuyor musun dalgaların sesini?
Sonsuzluğun müjdesidir anda yaşamak
Yaşamın sonsuzluğunda dans ediyorum, şu anda…

Bazenler

Ruh ve Beden

Beden ile ruh aynı yer üzerinde olmuyor çoğu zaman
Ruh, beden gibi mecburiyetlere inanmıyor
Bedenini ordan oraya götürürken,
Ruhunun yerini bilmiyorsun bile çoğu zaman
Son gülüşmelerde mi
Son bakışın olduğu o marketin önünde mi
Sabah ilk karşılaşmanın yaşandığı kapının orada mı
Gün batımının koyuluğunda mı?

Ruh güzellikleri aramaya koyulurken,
Beden ordan oraya!
Ne zaman ki araları uzaklaşıyor,
İşte o zaman bir iç sıkıntısı başlıyor, hani nedenini bilmediğin,
Tam da bu neden sıkıntılarına sebep
İçindeki boşluk hissi garip değil

Şiirler

Haksızlık Değil Mi?

Aylardan Ekim
Pek de güneşli olmayan bir havada
Üzerine hafif kalın bir şeyler giymeye başlamışken
Yürürken yağmur ıslaklığında
Temmuzu düşünmek haksızlık değil mi?

Yaşamın içinde kaybolmuşçasına hissederken
ve hiç gelmeyeceğini düşünürken Temmuz’un
Tam da soğumaya başlamışken vücudun! yalnızlığın gölgesinde…
Üzerine hiç aşkın ışıltıları vurmazken
Zamanı suçlamak haksızlık değil mi?

Aşkın sıcak havalarla bağlantısını sorgularken
Yazın ardından esen ilk rüzgarların senin aşkını savurduğunu düşünürken
Aslında sonbaharın depresyon ayı olduğunu da biliyorken
Doğa’ya küfretmek haksızlık değil mi?

Bilmiyorsan;
Yaşamın döngüsündeki ahengi
Doğanın yazları açan çiçekler için kışın yaptığı hazırlıkları
Yağan yağmur altında sırılsıklam aşkı…
Haksızlık!

Umutlar

Biraz sabırsız, biraz heyecanlı, belki biraz korkulu ama hep umut dolu

Ufacık bir tohumun toprağa düşmesi kadar savunmasız

Toprağın ona sarılışı gibi güvenilir

Filizlenmek gibi heyecan verici

Büyümek gibi belirsiz

Ufacık tohumun önce fidan, sonra ağaç olup meyve vermesi gibi inanılması güç

Bütünüyle mucize senin gelişin…

Birbirimizi hissedecek kadar yakın, “bu kim” diyecek kadar uzağız seninle

Ellerimin sıcaklığını hissedebilirsin belki de, bu huzur verir sana,

Sonra gözlerini kısıkça açıp “neredeyim ben, bu el kimin?” dersin

İçimizde güzel duygular biriktiririz birbirimize karşı,

Görmesek de, duymasak da hissederiz birbirimizi,

Tanışmayı bekleyen anın kuyruğuna uzanmış günleri yaşar,

Biraz sabırsız,

Biraz heyecanlı,

Belki biraz korkulu,

Ama hep umut dolu olur içimiz…

İlham Verenler

Önce sen aşık ol, kendi ürettiğine!

Bir cümle olabilir
ya da uzun bir yazı

bir fotoğraf çekebilirsin
ya da günbatımının harika renkliliği üzerine bir sohbet yapabilirsin

Şarkı söyleyebilirsin arkadaşlarına
ya da mırıldanabilirsin kimsenin duymayacağı bir şekilde

Ne olduğu, nasıl olduğu, ne zaman ve nerede olduğu önemsiz,
Ürettiği şeye ilk önce kendi aşık olmalı insan..

Yeni doğmuş bir bebeğin masumiyeti kadar güzeldir her üretilen şey,
küçük ya da büyük
önemli ya da önemsiz
değerli ya da değersiz

insanların kurguladığı bu değerlerin ötesinde ürettiğine kendin aşık oluyorsan, dünyada iz bıraktın demektir!

Farkındalıklar

Öğrenilmiş Çaresizlik mi Dersin, Öğrenilmiş Mutsuzluk mu?

Mutsuzuz, her dakika, her saniye, her an!
Ama atalarımızın hiç mi suçu yok?
Aslında tüm suç onların! Bizim ufak tefek hatalarımızı saymazsak.

Geliyor yine bir tatil dönemi…
Bütün yıl hayalini kurduğun zamanları uyuyarak
gereğinden fazla yiyerek
İçki, sigara, nargile vb artık ne kadar zararlı şey varsa tatilde zararsızmış gibi tüketerek
Bundan kalan zamanlarda da fotoğrafını çekmek için gittiğin yerlerin en karizmatik karelerini arayıp,
Instagram storieslerine kaç kişinin baktığını sık sık kontrol ederek geçirmek sizce haksızlık değil mi şu verdiğimiz nefese?

Gün doğumunu izlemeden
Gün batışının oluşturduğu renk karmaşası üzerine düşünmeden
Kuşların cıvıltısındaki ufacık farkları farkedip, aslında hepsinin aynı sesi çıkarmadığını farketmeden
Yolda karşıdan karşıya geçmeye çalışan belki de dikkatsiz bir şoförün birazdan ezeceği kaplumbağanın dünyanın en yavaşlarından olmasına rağmen, en uzun yaşayanlardan olmasını sorgulamadan
Sabahları erken kalkıp, yöre insanlarının hiç de mutsuz görünmeyen ve çoğunluğunun 70 yaşı geçkin bir şekilde işlerinin başlarına geçmelerine şaşırmadan,
Denize karşı, arkada hafif bir dalga sesiyle en sevdiğin kitabı okuyarak hayal dünyasına dalmadan….

Geçirdiğin tatil haksızlık değil mi şu verdiğimiz nefese?

Şimdi diyeceksin ki, tüm bunların atalarımızla ne alakası var?

Var dostum var..

Bize para harcama kültürü anlatılmadı,
Sevme kültürümüz yok, ne kendini ne de başkasını…
Eksiklerinle mutlu yaşamak diye bir şey öğretilmedi bize
ya da sadeliğin en büyük özgürlük olduğu..
Biriktirmeyi benimsettiler,
Ceplerimiz doldu taştı gereksiz yüklerle, yürüyemez olduk,
Kendin olmak kötüydü bizim kültürümüzde,
Komşu çocuğuyla gizlice birbirimizi izleyerek geçirdik çocukluğumuzu
Sorgulama öğretilmedi,
Neden birbirimizi izlediğimizi tartışmadık arkadaşlarımızla,
Ben nasıl oldum’un dahi cevabını vermediler bize, gözlerimiz gökyüzüne bakarak geçirdik bebekliğimizi, bir leyleği görmenin umuduyla…

Ah! Bunların üstüne vardır elbet bizim hatamız da ama yaşamak öğretilmedi bize,
Çakıllı bir yola soktular bizi,
Ne yolumuzu değiştirdik, ne de farklı bir yol aradık,
Sadece ayağımıza batan taşların acılarını birbirimize anlatıp,
Sistemin arkasından sövdük sadece…

Oysa bazılarımız isyan etti, ve belki de aslanlarla kaplanlarla dolu ormana attı kendini…
Temiz yol uzak değildi elbet, ama zihnimize kurulan hapishaneden kaçış pek azımız için mümkündü…